Tarih Bilgisi Burada
   
  HER ŞEYİ BİLEN SİTE
  Venüs Böcek Yiyen Bitkisi
 
Etçil bitkiler veya etobur bitkiler, besinlerinin (ancak enerjilerini değil) bir kısmını veya çoğunu hayvanları ve protozoaları, genellikle böcekleri ve diğer eklem bacaklıları, yakalayıp yiyerek elde eden bitkilerdir. Etçil bitkilerin, toprağın ince veya besin maddelerince, özellikle azotun, az olduğu asidik turbalık ve kayalık gibi yerlerde büyümeye adapte oldukları görülür. Charles Darwin, etçil bitkiler üzerine bilinen ilk tezi Böcekçil Bitkiler adı altında 1875 yılında yazmıştır.
Galeri [değiştir]
Dionaea muscipula      Bitkiler de kışın veya çok kurak ortamlarda su depolayabilirler.Yer altı depolama organları kök,gövde ya da yapraklardan gelişir.Venüs böcek yiyenin,böceklere çiçek gibi gelen bir kokusuvardır.Üstüne konduklarında kıl bir tetiğe dokunurlar,kapan kapanır ve böcek,bitki tarafından öğütülür.
 
 
 
 
 
 
Torbaotunun Dokunmatik Tuzağı

Bilim dünyasında ‘Utricularia’ adıyla bilinen torbaotu bir su bitkisidir.Torbaotunun kese biçimindeki kapanlarında üç tip salgı bezi bulunur: Bunlardan ilki olan küresel salgı bezleri, kapanın dış yüzünde yer alır. Diğer iki tip salgı bezi, yani "dört kollu salgı bezleri" ve "iki kollu salgı bezleri" ise kapanın iç yüzünde yer alır. Bu farklı salgı bezleri, çok ilginç bir tuzağı aşamalı olarak çalıştırır. Öncelikle iç yüzeydeki salgı bezleri devreye girer. Bu bezlerin üzerindeki tüyler, suyu torbaotunun dışına doğru pompalar. Böylelikle torbaotunun içinde, önemli bir boşluk meydana gelir. Bu boşluğun ağzında ise, deniz suyunun tekrar içeri girmesini engelleyen bir kapan vardır. Bu kapanın üzerinde bulunan tüyler ise, dokunmaya karşı oldukça duyarlıdır. Sudaki bir böcek veya organizma bu tüylere değecek olursa, kapan hızla açılır. Doğal olarak da içi boş olan torbaotuna doğru ani bir su akımı oluşur. Bu akıntıya kapılan kurban daha ne olduğunu anlamadan kapan kapanır. Saniyenin binde biri kadar kısa süren bu olaydan hemen sonra da, salgı bezleri içeride hapsolan avı sindirmek üzere salgı üretmeye başlar.1

 

Torba otunun kesiti ve kapanın işleyişi: 1- Av kapanın tetik tüylerine dokunuyor, 2- Kapan anında açılıp hayvan içeri çekiliyor 3- Kapı kurbanın üzerine kapanıyor.

Farklı bir avcı: Venüs bitkisi

 

En az hayvanlar kadar iyi "avlanan" bitkiler de vardır. Bunlardan "Venüs" isimli bitki üzerinde dolaşan böcekleri yakalar ve bunlarla beslenir. Bu bitkinin avlanma sistemi şöyle çalışır: Bitkiler etrafından gezerek kendine yiyecek arayan bir sinek, birden bire oldukça cazip bir bitki ile, yani Venüs'le karşılaşır. Bir çanağı kavramış ellere benzeyen bitkiyi cazip kılan şey, yapraklarının dikkat çekici kırmızı rengi ve daha da önemlisi, bu yaprakların çevresindeki bezlerden salgılanan şeker kokulu salgıdır. Kokunun dayanılmaz cazibesine kapılan sinek fazla terreddüt etmeden bu ilginç bitkinin üzerine konar. Yiyecek kaynağına doğru ilerlerken bitki üzerindeki zararsız görünümlü tüylere de ister istemez dokunur. Kısa süre sonra bitki aniden kapanıverir. Sinek, ansızın üzerine sımsıkı kapanan bir çift yaprağın arasında sıkışıp kalır. Venüs bitkisi biraz sonra "et eritici" sıvısını salgılamaya başlayacak ve kısa süre içinde sineği bir tür pelteye dönüştürecek, sonra da emerek tüketecektir.

Bitkinin sineği yakalamaktaki hızı son derece etkileyicidir. Bitkinin kapanma hızı, insan elinin maksimum kapanma hızından daha fazladır (eliniz açıkken ortasına konan bir sineği yakalamayı denerseniz, büyük olasılıkla başaramazsınız, ama bitki bu işi başarabilmektedir). peki kasları, kemikleri olmayan bir bitki nasıl olup da böyle ani bir hareket yapabilmektedir? Araştırmalar venüs bitkisinin içinde elektriksel bir sistem olduğunu ortaya koymuştur. Sistem şöyle çalışır: Bitkinin tüycüklerinde sineğin çarpmasıyla oluşan mekanik etki, tüycüklerin altındaki alıcılara iletilir. Eğer mekanik itme yeterince güçlüyse, alıcılardan tıpkı bir havuzdaki dalgalar gibi tüm yaprak boyunca elektriksel sinyaller yollanacaktır. Sinyaller yaprakları ani bir biçimde hareket ettiren motor hücrelere ulaşır ve sineği yutacak mekanizma harekete geçmiştir.

 

Çiçeğin avlanma mekanizmasını harekete geçiren, yapraklarının iç yüzeyinde bulunan birkaç tüydür.

Bitkinin uyarı sisteminin yanında, yapraklarının kapanmasını sağlayan mekanik sistem de son derece mükemmel bir yaratılıştadır. Bitki içindeki hücreler elektriksel uyarı alır almaz bünyelerindeki su dengelerini değiştirirler. Yaprakların oluşturduğu kapanın iç tarafındaki hücreler bünyelerindeki suyu bırakıp çökerler. Bu olay havası alınmış bir balonun sönmesine benzer. Kapanın hemen dışındaki hücreler ise aşırı su alarak şişer. Böylece insanın kolunu hareket ettirmesi için bir kasın gevşerken ötekinin kasılmasına benzer şekilde, kapan kapanır. İçerde hapsolan sinek ise her çırpınmasında tüylere tekrar tekrar değerek, elektriksel itmenin tekrar oluşumuna ve dolayısıyla da yaprağın daha sıkı kapanmasına neden olmaktadır.Bu arada kapanın yüzeyindeki hazım bezleri de uyarılmaktadır. Uyarı sonucunda bezler sineği yavaşça eritecek sıvıyı salgılamaya başlarlar. Böylece bitki, protein bakımından hayli zengin bir çorba haline gelen sineğin peltesini kullanarak beslenir. Sindirimin sonunda ise, tuzağın kapanmasını sağlayan mekanizma tersine işleyerek kapanın açılması sağlanır.

 
1- Sinek tüyleri titreşiyor ve reaksiyon başlıyor 2- Kimyasal reaksiyonlarla oluşan elektriksel uyarılar yaprağa yayılıyor. 3-Ve çiçek sineği avlıyor.

Ayrıca sistemin bir ilginç özelliği daha vardır: Tuzağın harekete geçmesi için tüylere üst üste iki kez dokunulması şarttır. İlk dokunma elektrik potansiyelini oluşturmakta fakat tuzak kapanmamaktadır. Tuzak ancak ikinci bir dokunmayla elektrik potansiyelinin belirli bir boşalma düzeyine ulaşması sonucu kapanmaktadır. Sinek tuzağı bu çift hareketli mekanizma sayesinde gereksiz yere kapanmaz. Örneğin bitkinin içine bir yağmur damlasının düşmesi durumunda kapan harekete geçmez.

Sundew'in tüyleri

Bu bitkinin yaprakları uzun kırmızı tüylerle doludur. Bu tüylerin ucu, böcekleri kendine çekecek koku içeren bir sıvı ile kaplıdır. Sıvının bir başka özelliği ise son derece yapışkan olmasıdır. Kokunun kaynağına yönelen böcek, bu yapışkan tüylere takılır. Böcek kurtulmak için debelendikçe, tüyler hayvanı daha iyi kavrayacak şekilde bükülmeye başlar. Kıpırdayamaz hale gelen böcek protein parçalayıcı salgı içinde hazmedilir. Bitkinin hareket sistemi Venüs bitkisininkine benzemektedir. Tepesinde ve sapındaki tüycükler titreşir ve diplerinde oluşan elektriksel uyarılar reaksiyonu başlatır.

Şimdi bu etkileyici avlanma sistemi üzerinde düşünelim. Bitkinin avını yakalayabilmesi ve sindirilebilmesi için tüm sistemin varolması gereklidir. Bir parçanın bile eksikliği bitki için ölüm demektir. Örneğin; yaprak içindeki tüyler olmasa böcek içerde gezmesine rağmen reaksiyon hiçbir zaman başlayamayacağından bitki kapanamayacaktır. Veya kapanma sistemi olsa ancak böceği sindirecek salgılar olmasa, tüm sistem boşa gidecektir. Bitki sinekleri cezbedecek bir koku salgılamasa, bu kez kapan kendisine av bulamayacaktır.Kısaca sistemin eksik olması demek bitkinin ölümü demektir.

 

 

 

Bu bitki, bahsettiğimiz tüm özelliklere varolduğu andan itibaren sahip olmuş olmalıdır. Bir bitki birden bire değişip avcı olamamamıştır elbette. Tabi "tesadüflerin sihirli gücü" de değildir bitkiyi böylesine usta bir avcı yapan. Buradaki en önemli nokta ise, sözkonusu usta avcının düşünceden mahrum bir canlı olmasıdır. Eğer bu canlı bitki değil de bir hayvan olsaydı, evrim taraftarları, hayvanın kendi kendini, "doğa"nın da takdire değer (!) katkılarıyla böylesine geliştirdiğini iddia edeceklerdi herhalde. Ama burada sözkonusu olan, bu sistemin, beyin veya benzeri bir yapıya sahip olmayan, dolayısıyla bilinçsiz olduğu kesin olan bir varlığın, bitkinin üzerinde bulunmasıdır. Bitki, elbette avlandığının farkında bile değildir. O da diğer tüm bitkiler gibi hiçbir çaba sarfetmeden beslenebilecek bir sistemle birlikte yaratılmıştır.
 
Öldüren Cazibe
Onların ağızları, keskin dişleri ve mideler yok ama, böcek, fare, kurbağa gibi küçük canlıları yiyorlar. Farklı tuzaklara sahip bu etçil bitkiler, Kuzey Kutup Dairesi'nden, tropikal bölgelere uzanan geniş bir coğrafyada, genellikle nemli toprakalrda, turbalık alanlarda, bataklıklarda ve yosunlu ormanlarda yaşıyorlar.
 
Venüs Bitkisinin (Dionia Muscipala) loblarına yaklanan küçük kurbağa kaçacak zaman bulamamış. bitkinin loblarının ucunda yer alan dikenler, hayvanın kaçmasını engelliyor
Amerika'nın Carolina eyaletinin bataklık bölgelerinde yaşayan böcekkapan Venüs bitkisi, en tanınmış ve en nadir bulunan etçil bitkiler arasında yer alıyor. Bitki, yapı olarak istiridye kabuğu gibi dilimlenmiş iki loba (bölüme) ayrılıyor. Eski Roma'da istiridye kabuğu tanrıça Venüs'ü simgelediğinden onun adıyla anılıyor. Genellikle büyük karıncalarla, bazen de sinek, örümcek, arı, güve ve küçük kurbağalarla besleniyor. Yapraklarının kırmızılı renginin ve salgıladığı nektarın cazibesine kapılan hayvanlar, kenarları sivri kirpiklerle kaplı ve çanağı andıran bu tuzakların içine giriyorlar. Yapraklar, yüzeydeki tüylere dokunulması sonucunda, bir saniyeden kısa bir süre içinde kapanıyorlar. İçeride kalan avın kurtulma çabaları, daha çabuk sindirilmesini sağlıyor, çünkü hayvan kımıldadıkça, daha çok sindirim sıvısı salgılanıyor. Hayvanlar, boğularak veya ezilerek ölüyorlar. Birkaç gün süren sindirim ve soğurma işlemleri sonrasında, gövdelerinden, yalnızca kütiküla gibi sindirilemeyen sert kısımlar kalıyor Bunlar da dışarı atılıyor.
Araştırmalar, böcekkapan Venüs bitkisinde elektriksel bir sistemin varlığını kanıtlıyor. Bitkinin yaprağının her iki kanadında da bulunan üçgen şeklinde dizilmiş üçer tane tüyün, fiziksel uyarımları elektriksel uyarılara dönüştürebilme özelliği var. Tüyler, yeterince uyarıldığında, dipte kümelenmiş hücrelerin elektriksel özelliklerinde ani değişimler ortaya çıkıyor. Elektrik sinyalleri, bitkinin dokuları boyunca iletilerek büyük motor hücrelere ulaştırılıyor. Sinyaller, yaprağın iç tarafındaki hücrelerin zarlarının geçirgen hale gelmesini ve içlerindeki suyun birdenbire boşalmasını sağlıyor. Hidrolik basıncını kaybeden hücreler, delinmiş balonlar gibi sönünce, yaprak hızla kapanıyor. Bu ilk kapanışın ardından bitki, yaprağın yüzeyindeki algılayıcı bezler aracılığıyla avının adeta tadına bakıyor. Av protein içeriyorsa, tuzak daha sıkı kapanıyor. Tersi durumda ise, yavaş yavaş açılıyor.
 
Drosera, yakaladığı avını önce belli enzimler salgılayarak yakıyor. Daha sonra avının molekül haline gelen etinin içindeki suvıları emiyor.
Bir yaprak ölmeden önce, ancak üç dört kere tuzak görevi yapabiliyor. Bitkinin yapısı tuzakların gereksiz yere kapanmasını önlüyor. Sözgelimi, nektar salgılayan bezler yalnızca yaprak kenarlarında bulunuyor. Çok küçük böcekler tüylere dokunmadan da beslenebiliyor. Ayrıca tüylerden birine iki kez dokunulmazsa ya da iki ayrı tüye temas edilmezse tuzak kapanmıyor. Bitkinin bu şaşırtıcı özelliği nedeniyle, bir yağmur damlası sistemi çalıştıramıyor. Birinci dokunuştan sonraki yaklaşık yarım dakikalık sürede ikincisi gerçekleşmezse, sistem harekete geçmiyor.

Dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmış 200'den fazla Utricularia türü bitki bulunuyor. Kökleri olmayan bu bitkiler, sığ göllerde, durgun derelerde ve bataklıklarda yaşıyorlar. Yeşil, ince sapları ve dalları, su üstünde açan güzel çiçekleri var. Karada yaşayan birkaç türün dışındakiler, genellikle hiçbir yere bağlanmadan suda yüzüyorlar.
Utricularia türü bitkilerin saplarında çok sayıda küçük, saydam kesecikler bulunuyor. Bu keseciklerin kapakları içe doğru açılıyor; en büyükleri yaklaşık 0,6 cm. genişliğinde. Normalde, büzüşmüş durumdalar ve içlerinde çok az su var. Küçük bir su canlısı, kesecik kapağının çevresindeki kirpiklerden birine dokunduğunda, kapak büyük bir hızla açılıyor ve içeriye dolan suyla birlikte av da tuzağa giriyor. İçi suyla dolar dolmaz kapak kapanıyor, ardından su yavaş yavaş dışarıya pompalanıyor ve av sindiriliyor.
Drosera bitkisi "Güneş gülü" diye de anılıyor. 100'ü aşkın Drosera türünün çoğu Avustralya'da yaşıyor. Hemen hepsinin gülünkine benzer şeklinde dizilmiş yaprakları ve kısa sapları var. Çeşitli iklimlerde yaşayabilen bu güzel bitkilerin yaprakları, ip ya da kürek şeklinde veya yuvarlak olabiliyor. Yapraklarındaki küçük dokunaçların içerdiği çiyi andıran yapışkan nektar damlaları, sineklerin, kelebeklerin, tayyare böceklerinin, hatta küçük farelerin bile bitkiye yapışıp kalmasını sağlıyor. Hayvanların kurtulma çabaları daha çok yapışkan madde salgılanmasına yol açıyor. Dokunaçlar yavaş yavaş avın üzerine doğru kıvrılıyor ve onu yapışkan maddenin içine bastırıyorlar. Bitkinin hareketlerini düzenleyen bir sinir sistemi yok, buna rağmen dokunaçları doğru yöne kıvrılabiliyor. Kum taneleri ve yağmur damlaları, bazı böceklerden ağır oldukları halde, dokunaçları etkilemiyor. Onları harekete geçiren unsur, avın kımıldaması. Bazı türlerde yapraklar da avın çevresini sarıyor. Sonunda av boğularak ölüyor ve sindiriliyor. Dokunaçların eski konumlarına dönmeleri bir ya da iki haftayı bulabiliyor. Yapraklar ölmeden önce üç, dört böceği sindirebiliyorlar.
Renkleri Drosera'nın yapraklarının rengiyle uyuşan Apiomerus türü böcekler, bu bitkinin yapraklarında ve saplarında yaşıyorlar. Bitkinin yapışkan salgısı çok güçlü olduğu halde, bu canlıları tutamıyor. Böcekler, yakalanan avlardan kalanları hortumlarıyla emiyorlar. Onların dışkıları da Drosera tarafından sindiriliyor ve emiliyor.

Güney Amerika'nın yağmur ormanlarında ve Afrika'nın iç bölgelerinde yaşayan, sarı, mor çiçekli, küçük yapraklı "Genlisea" bitkisinin protozoalarla (birhücreli organizmalar) beslendiği, yeni yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılabildi. Bonn Üniversitesi profesörlerinden Wilhelm Barthlott'un vardığı sonuçlara göre, Genlisea bir gün içinde bu canlılardan belki de binlercesini tüketiyor.
Barthlott, bitkinin yeraltı yapraklarında bulunan deliklerin boyutlarının, protozoaların boyutlarıyla hemen hemen aynı olduğunu fark etmişti. Nitekim, yapılan deneylerde de protozoaların bu deliklere doğru, mıknatıs etkisi altındaymış gibi çekildikleri gözlemlendi. Bitkinin salgıladığı cezbedici kimyasal maddeler, onları deliklere doğru çekiyordu. Barthlott, bitkinin bu canlılarla beslendiğini kanıtlamak için, protozoalardan bazılarını radyoaktif izotopla, adeta etiketledi. Bunları Genlisea'ya verdi ve iki gün içinde bitkinin hücrelerinde radyoaktivite saptadı.
Pinguicula türü bitkilerse, Kuzey Yarıküre'de yaygın olarak bulunuyorlar. Güle benzer şekilde dizilmiş yaprakları var. Küçük, güzel ve narin bir yapıya sahipler. Çoğunun çapları beş cm'yi geçmiyor. Bu etçil bitkiler, yapraklarından gelen kokunun cazibesine kapılan küçük böceklerle besleniyorlar. Yapraklarının yüzeyleri, çok güçlü olmayan yapışkan bir maddeyle kaplı. Gövdeleri bu maddeye bulaşan hayvanlar, kurtulmak için çabaladıklarında, daha çok yapışkan madde salgılanıyor. Yapraklar içe doğru yavaş yavaş kıvrılıp içi yapışkan sıvıyla dolu havuzlar oluşturuyorlar. Sıvının içinde boğulan avlar, sindiriliyor ve emiliyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Toprağa tamamen bağımlı yaşayan bitkiler alemi, çarpıcı güzellikleri, birbirinden ilginç türleri, yeryüzüne yayılma yöntemleri ve daha bir çok özellikleriyle her zaman insanların ilgisini çekmistir. Bilimadamlari yaptıklari araştirmalarla her geçen gün bu renkli dünyanin içinde barındırdığı sırları gözler önüne sermektedirler. Bitkiler alemindeki farklı türlerden biri de umulmadık kadar hızlı bir avcı olan venüs bitkisidir (Dionaea muscipula). Bu bitkinin en büyük özelliği topraktan aldığı minerallerle değil, yakaladığı böceklerdeki proteinle beslenmesidir. Venüs bitkisi, bitkiler arasında gezinerek kendine yiyecek arayan bir sinek için oldukça cazip bir görüntüye sahiptir. Yeşil yaprakları arasinda kırmızı rengi ile bir çok sineğin dikkatini çeker. Fakat Venüs bitkisinin çevresinde dolanan avlarını yakalayabilmesini sağlayan esas silahı, kırmızı renginden çok yapraklarinin çevresindeki bezlerden salgıladığı şeker kokulu salgısıdır. Salgılanan kokunun dayanılmaz etkisine kapılan sinek, kendisine yapılan davete hemen cevap verir. Ve Venüs’ün yapraklarının arasında bir yiyecek bulmak ümidiyle gezinmeye başlar. Fakat bu yaprakların arasında gezinirken kendisi hiç farketmeden venüs bitkisinin son derece duyarlı tüylerini uyarır. Ve bitki aniden kapaklarını kapayarak sineği hapseder. Artık yaprakların arasında hapsolan sineğin kaçış imkani kalmamıştır. Hiç hareketsiz duran bu bitkinin aniden kapanarak bir tuzak görevi görmesi akla pek çok soru getirmektedir. Bunlardan ilki venüs bitkisinin nasıl bu kadar hızlı olabildiğidir. Düşünün ki, avucunuza konan sineği bile yakalamak çok zordur.
VENÜS BİTKİSİ NASIL KAPANIYOR?
Araştırmalar venüs bitkisinin içinde elektriksel bir sistem olduğunu ortaya koymustur. Bu elektriksel sistemin işleyişi ise ince bir planın göstergesidir.
Kapanma işleminin ilk aşamasi yapraklar arasındaki bir kaç tüycüğün hareketiyle başlar. Çiçek üzerine konan sinek, burada dolaşırken ister istemez bu tüycüklere temas eder. Ancak tek bir temasta çiçek kapanmaz. Çünkü böyle olsaydi çiçek her etkide -örnegin tek bir yağmur damlası sebebiyle- boşu boşuna kapanacaktir. Çiçeğin kapanması için bu tüycüklerin bir süre uyarılması gereklidir. Eğer oluşan bu mekanik itme yeterince güçlüyse, alıcılardan tıpkı bir havuzdaki dalgalar gibi yaprak boyunca elektriksel sinyaller yayılır sinyaller motor hücrelere ulaşır. Bitki içindeki bu hücreler elektriksel uyarıyı alır almaz bünyelerindeki su dengesini değistirirler. Kapanın iç tarafındaki hücreler bünyelerindeki suyu bırakıp çöker. Bu olay havası alınmış bir balonun sönmesine benzer. Kapanın hemen dışındaki hücreler ise aşırı su alarak şişer. Ve kapan bir tarafı gevşeyip bir tarafı kasılarak kapanır.
Bu öylesine mükemmel bir mekanizmadır ki, içeride sıkışıp kalan böcek her çırpınışında hassas tüyleri daha da çok uyarır ve yaprakların daha sıkı kapanmasına neden olur. Bundan sonra venüs bitkisi, içine kapattığı böceği sindirmek için özel bir sıvı salgılamaya başlar.Şimdi bu etkileyici avlanma sistemi üzerinde düşünelim. Bitkinin avını yakalayabilmesi ve sindirilebilmesi için tüm sistemin varolması gereklidir. Birinin bile eksikliği bitki için ölüm demektir. Örnegin; yaprak içindeki tüyler olmasa böcek içeride gezmesine rağmen reaksiyon hiçbir zaman başlayamayacağından bitki kapanamayacaktir. Veya kapama sistemi olsa ancak böceği sindirecek salgılardan mahrum olsa, tüm sistem boşa gidecektir. Kısaca sistemin bir parçasının eksik olmasi demek bitkinin ölümü demektir.
Buradaki en önemli nokta ise, sözkonusu usta avcının düşünceden mahrum bir canlı olmasıdır. Bitki, elbette avlandiğinin farkında bile değildir. O da, diger tüm bitkiler gibi hiçbir çaba sarfetmeden beslenebilecek bir sistemle birlikte yaratılmıştır. Her canlıya rızkını veren Allah ona da böyle bir beslenme yolu takdir etmiştir.
 
 

 
 

 
 
 
 
 
  Bugün 31 ziyaretçi (36 klik) kişi burdaydı!  
 
Tarih Bilgisi Burada Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol