|
Venüs Bitkisinin (Dionia Muscipala) loblarına yaklanan küçük kurbağa kaçacak zaman bulamamış. bitkinin loblarının ucunda yer alan dikenler, hayvanın kaçmasını engelliyor
|
|
Amerika'nın Carolina eyaletinin bataklık bölgelerinde yaşayan böcekkapan Venüs bitkisi, en tanınmış ve en nadir bulunan etçil bitkiler arasında yer alıyor. Bitki, yapı olarak istiridye kabuğu gibi dilimlenmiş iki loba (bölüme) ayrılıyor. Eski Roma'da istiridye kabuğu tanrıça Venüs'ü simgelediğinden onun adıyla anılıyor. Genellikle büyük karıncalarla, bazen de sinek, örümcek, arı, güve ve küçük kurbağalarla besleniyor. Yapraklarının kırmızılı renginin ve salgıladığı nektarın cazibesine kapılan hayvanlar, kenarları sivri kirpiklerle kaplı ve çanağı andıran bu tuzakların içine giriyorlar. Yapraklar, yüzeydeki tüylere dokunulması sonucunda, bir saniyeden kısa bir süre içinde kapanıyorlar. İçeride kalan avın kurtulma çabaları, daha çabuk sindirilmesini sağlıyor, çünkü hayvan kımıldadıkça, daha çok sindirim sıvısı salgılanıyor. Hayvanlar, boğularak veya ezilerek ölüyorlar. Birkaç gün süren sindirim ve soğurma işlemleri sonrasında, gövdelerinden, yalnızca kütiküla gibi sindirilemeyen sert kısımlar kalıyor Bunlar da dışarı atılıyor.
Araştırmalar, böcekkapan Venüs bitkisinde elektriksel bir sistemin varlığını kanıtlıyor. Bitkinin yaprağının her iki kanadında da bulunan üçgen şeklinde dizilmiş üçer tane tüyün, fiziksel uyarımları elektriksel uyarılara dönüştürebilme özelliği var. Tüyler, yeterince uyarıldığında, dipte kümelenmiş hücrelerin elektriksel özelliklerinde ani değişimler ortaya çıkıyor. Elektrik sinyalleri, bitkinin dokuları boyunca iletilerek büyük motor hücrelere ulaştırılıyor. Sinyaller, yaprağın iç tarafındaki hücrelerin zarlarının geçirgen hale gelmesini ve içlerindeki suyun birdenbire boşalmasını sağlıyor. Hidrolik basıncını kaybeden hücreler, delinmiş balonlar gibi sönünce, yaprak hızla kapanıyor. Bu ilk kapanışın ardından bitki, yaprağın yüzeyindeki algılayıcı bezler aracılığıyla avının adeta tadına bakıyor. Av protein içeriyorsa, tuzak daha sıkı kapanıyor. Tersi durumda ise, yavaş yavaş açılıyor.
|
Drosera, yakaladığı avını önce belli enzimler salgılayarak yakıyor. Daha sonra avının molekül haline gelen etinin içindeki suvıları emiyor.
|
|
Bir yaprak ölmeden önce, ancak üç dört kere tuzak görevi yapabiliyor. Bitkinin yapısı tuzakların gereksiz yere kapanmasını önlüyor. Sözgelimi, nektar salgılayan bezler yalnızca yaprak kenarlarında bulunuyor. Çok küçük böcekler tüylere dokunmadan da beslenebiliyor. Ayrıca tüylerden birine iki kez dokunulmazsa ya da iki ayrı tüye temas edilmezse tuzak kapanmıyor. Bitkinin bu şaşırtıcı özelliği nedeniyle, bir yağmur damlası sistemi çalıştıramıyor. Birinci dokunuştan sonraki yaklaşık yarım dakikalık sürede ikincisi gerçekleşmezse, sistem harekete geçmiyor.
Dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmış 200'den fazla Utricularia türü bitki bulunuyor. Kökleri olmayan bu bitkiler, sığ göllerde, durgun derelerde ve bataklıklarda yaşıyorlar. Yeşil, ince sapları ve dalları, su üstünde açan güzel çiçekleri var. Karada yaşayan birkaç türün dışındakiler, genellikle hiçbir yere bağlanmadan suda yüzüyorlar.
Utricularia türü bitkilerin saplarında çok sayıda küçük, saydam kesecikler bulunuyor. Bu keseciklerin kapakları içe doğru açılıyor; en büyükleri yaklaşık 0,6 cm. genişliğinde. Normalde, büzüşmüş durumdalar ve içlerinde çok az su var. Küçük bir su canlısı, kesecik kapağının çevresindeki kirpiklerden birine dokunduğunda, kapak büyük bir hızla açılıyor ve içeriye dolan suyla birlikte av da tuzağa giriyor. İçi suyla dolar dolmaz kapak kapanıyor, ardından su yavaş yavaş dışarıya pompalanıyor ve av sindiriliyor.
Drosera bitkisi "Güneş gülü" diye de anılıyor. 100'ü aşkın Drosera türünün çoğu Avustralya'da yaşıyor. Hemen hepsinin gülünkine benzer şeklinde dizilmiş yaprakları ve kısa sapları var. Çeşitli iklimlerde yaşayabilen bu güzel bitkilerin yaprakları, ip ya da kürek şeklinde veya yuvarlak olabiliyor. Yapraklarındaki küçük dokunaçların içerdiği çiyi andıran yapışkan nektar damlaları, sineklerin, kelebeklerin, tayyare böceklerinin, hatta küçük farelerin bile bitkiye yapışıp kalmasını sağlıyor. Hayvanların kurtulma çabaları daha çok yapışkan madde salgılanmasına yol açıyor. Dokunaçlar yavaş yavaş avın üzerine doğru kıvrılıyor ve onu yapışkan maddenin içine bastırıyorlar. Bitkinin hareketlerini düzenleyen bir sinir sistemi yok, buna rağmen dokunaçları doğru yöne kıvrılabiliyor. Kum taneleri ve yağmur damlaları, bazı böceklerden ağır oldukları halde, dokunaçları etkilemiyor. Onları harekete geçiren unsur, avın kımıldaması. Bazı türlerde yapraklar da avın çevresini sarıyor. Sonunda av boğularak ölüyor ve sindiriliyor. Dokunaçların eski konumlarına dönmeleri bir ya da iki haftayı bulabiliyor. Yapraklar ölmeden önce üç, dört böceği sindirebiliyorlar.
Renkleri Drosera'nın yapraklarının rengiyle uyuşan Apiomerus türü böcekler, bu bitkinin yapraklarında ve saplarında yaşıyorlar. Bitkinin yapışkan salgısı çok güçlü olduğu halde, bu canlıları tutamıyor. Böcekler, yakalanan avlardan kalanları hortumlarıyla emiyorlar. Onların dışkıları da Drosera tarafından sindiriliyor ve emiliyor.
Güney Amerika'nın yağmur ormanlarında ve Afrika'nın iç bölgelerinde yaşayan, sarı, mor çiçekli, küçük yapraklı "Genlisea" bitkisinin protozoalarla (birhücreli organizmalar) beslendiği, yeni yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılabildi. Bonn Üniversitesi profesörlerinden Wilhelm Barthlott'un vardığı sonuçlara göre, Genlisea bir gün içinde bu canlılardan belki de binlercesini tüketiyor.
Barthlott, bitkinin yeraltı yapraklarında bulunan deliklerin boyutlarının, protozoaların boyutlarıyla hemen hemen aynı olduğunu fark etmişti. Nitekim, yapılan deneylerde de protozoaların bu deliklere doğru, mıknatıs etkisi altındaymış gibi çekildikleri gözlemlendi. Bitkinin salgıladığı cezbedici kimyasal maddeler, onları deliklere doğru çekiyordu. Barthlott, bitkinin bu canlılarla beslendiğini kanıtlamak için, protozoalardan bazılarını radyoaktif izotopla, adeta etiketledi. Bunları Genlisea'ya verdi ve iki gün içinde bitkinin hücrelerinde radyoaktivite saptadı.
Pinguicula türü bitkilerse, Kuzey Yarıküre'de yaygın olarak bulunuyorlar. Güle benzer şekilde dizilmiş yaprakları var. Küçük, güzel ve narin bir yapıya sahipler. Çoğunun çapları beş cm'yi geçmiyor. Bu etçil bitkiler, yapraklarından gelen kokunun cazibesine kapılan küçük böceklerle besleniyorlar. Yapraklarının yüzeyleri, çok güçlü olmayan yapışkan bir maddeyle kaplı. Gövdeleri bu maddeye bulaşan hayvanlar, kurtulmak için çabaladıklarında, daha çok yapışkan madde salgılanıyor. Yapraklar içe doğru yavaş yavaş kıvrılıp içi yapışkan sıvıyla dolu havuzlar oluşturuyorlar. Sıvının içinde boğulan avlar, sindiriliyor ve emiliyor.
Toprağa tamamen bağımlı yaşayan bitkiler alemi, çarpıcı güzellikleri, birbirinden ilginç türleri, yeryüzüne yayılma yöntemleri ve daha bir çok özellikleriyle her zaman insanların ilgisini çekmistir. Bilimadamlari yaptıklari araştirmalarla her geçen gün bu renkli dünyanin içinde barındırdığı sırları gözler önüne sermektedirler. Bitkiler alemindeki farklı türlerden biri de umulmadık kadar hızlı bir avcı olan venüs bitkisidir (Dionaea muscipula). Bu bitkinin en büyük özelliği topraktan aldığı minerallerle değil, yakaladığı böceklerdeki proteinle beslenmesidir. Venüs bitkisi, bitkiler arasında gezinerek kendine yiyecek arayan bir sinek için oldukça cazip bir görüntüye sahiptir. Yeşil yaprakları arasinda kırmızı rengi ile bir çok sineğin dikkatini çeker. Fakat Venüs bitkisinin çevresinde dolanan avlarını yakalayabilmesini sağlayan esas silahı, kırmızı renginden çok yapraklarinin çevresindeki bezlerden salgıladığı şeker kokulu salgısıdır. Salgılanan kokunun dayanılmaz etkisine kapılan sinek, kendisine yapılan davete hemen cevap verir. Ve Venüs’ün yapraklarının arasında bir yiyecek bulmak ümidiyle gezinmeye başlar. Fakat bu yaprakların arasında gezinirken kendisi hiç farketmeden venüs bitkisinin son derece duyarlı tüylerini uyarır. Ve bitki aniden kapaklarını kapayarak sineği hapseder. Artık yaprakların arasında hapsolan sineğin kaçış imkani kalmamıştır. Hiç hareketsiz duran bu bitkinin aniden kapanarak bir tuzak görevi görmesi akla pek çok soru getirmektedir. Bunlardan ilki venüs bitkisinin nasıl bu kadar hızlı olabildiğidir. Düşünün ki, avucunuza konan sineği bile yakalamak çok zordur.
VENÜS BİTKİSİ NASIL KAPANIYOR?
Araştırmalar venüs bitkisinin içinde elektriksel bir sistem olduğunu ortaya koymustur. Bu elektriksel sistemin işleyişi ise ince bir planın göstergesidir.
Kapanma işleminin ilk aşamasi yapraklar arasındaki bir kaç tüycüğün hareketiyle başlar. Çiçek üzerine konan sinek, burada dolaşırken ister istemez bu tüycüklere temas eder. Ancak tek bir temasta çiçek kapanmaz. Çünkü böyle olsaydi çiçek her etkide -örnegin tek bir yağmur damlası sebebiyle- boşu boşuna kapanacaktir. Çiçeğin kapanması için bu tüycüklerin bir süre uyarılması gereklidir. Eğer oluşan bu mekanik itme yeterince güçlüyse, alıcılardan tıpkı bir havuzdaki dalgalar gibi yaprak boyunca elektriksel sinyaller yayılır sinyaller motor hücrelere ulaşır. Bitki içindeki bu hücreler elektriksel uyarıyı alır almaz bünyelerindeki su dengesini değistirirler. Kapanın iç tarafındaki hücreler bünyelerindeki suyu bırakıp çöker. Bu olay havası alınmış bir balonun sönmesine benzer. Kapanın hemen dışındaki hücreler ise aşırı su alarak şişer. Ve kapan bir tarafı gevşeyip bir tarafı kasılarak kapanır.
Bu öylesine mükemmel bir mekanizmadır ki, içeride sıkışıp kalan böcek her çırpınışında hassas tüyleri daha da çok uyarır ve yaprakların daha sıkı kapanmasına neden olur. Bundan sonra venüs bitkisi, içine kapattığı böceği sindirmek için özel bir sıvı salgılamaya başlar.Şimdi bu etkileyici avlanma sistemi üzerinde düşünelim. Bitkinin avını yakalayabilmesi ve sindirilebilmesi için tüm sistemin varolması gereklidir. Birinin bile eksikliği bitki için ölüm demektir. Örnegin; yaprak içindeki tüyler olmasa böcek içeride gezmesine rağmen reaksiyon hiçbir zaman başlayamayacağından bitki kapanamayacaktir. Veya kapama sistemi olsa ancak böceği sindirecek salgılardan mahrum olsa, tüm sistem boşa gidecektir. Kısaca sistemin bir parçasının eksik olmasi demek bitkinin ölümü demektir.
Buradaki en önemli nokta ise, sözkonusu usta avcının düşünceden mahrum bir canlı olmasıdır. Bitki, elbette avlandiğinin farkında bile değildir. O da, diger tüm bitkiler gibi hiçbir çaba sarfetmeden beslenebilecek bir sistemle birlikte yaratılmıştır. Her canlıya rızkını veren Allah ona da böyle bir beslenme yolu takdir etmiştir.
|